23 Eylül 2014 Salı

BEKLE BİZİ GİTO - BÖLÜM II


Bölüm II

2. Gün...





Hopa’da konakladığımız otelimizde kahvaltımızı yaparken, buradan sonra bize eşlik edecek olan Osman ile tanıştık. Daha fazla vakit kaybetmeden Artvin’nin Borçka ilçesinde bulunan Karagöle doğru yola çıktık. Yolumuz üzerinde bulunan ve Murat'ın daha önce konakladığı pansiyonda biraz dinlendikten sonra tekrar yolumuza devam ettik. Her karesi bir başka güzel manzaramız eşliğinde Karagöl Milli Parkı'na ulaştık. Karagöl, üzerindeki sis perdesini kaldırmış olarak tüm güzelliği ile bizleri selamladı. Fotoğraf molası esnasında bisikletleri ile çadır kampı kurmaya gelenleri görünce hepimiz iç çekmeden duramadık ve sanki sessizce bunu bizimde yapmamız gerektiğine dair söz verdik birbirimize.





Karagöl’e veda edip, kumanyalarımızı da yanımıza alıp, tek araçlık oldukça kötü bir yoldan Karçal dağının zirvesine doğru yola koyulduk. Bir süre sonra aracımızdan indik ve hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra kendimizi sislerin içine doğru bıraktık. Yer yer yağmurun altında ama çoğu zaman da sislerin arasında, etrafımızda nasıl bir manzara olduğunu göremeden yaklaşık 4 saatlik bir yürüyüş gerçekleştirdik. Ama doğa arada bir sis perdesini üzerinden kaldırıyor ve 5 dakika için manzaranın tadını çıkarmamıza izin veriyordu. Bu kısa süre bile üzerimizdeki tüm yorgunluğumuzu almamıza fazlasıyla yetmişti.





Atanoğlu yaylasını da geçtikten sonra, akşam konaklayacağımız, Karçal Dağı eteklerinde bulunan ve ismini beyaz köpükler içerisinde bu yayladan yeryüzüne çıkan sudan alan Beyazsu Yaylası’na ulaştık. Burada konaklayacağımız şirin yayla evinde güzel bir akşam yemeği sonrasında oyunlar oynayarak gecenin tadını çıkardık. Geceyi yayla evinde geçirmenin verdiği heyecan ile uykuya çok zor daldık. 

 


3.Gün


Sabah erkenden kalkıp, kahvaltımızı yaptıktan sonra Gorgit Yaylasına doğru bir noktaya kadar araç ile gelip yürüyüşümüze başladık. Efeler Köyünden Çikunet Yaylasına gidecek olan köylülerin durak noktası olan Gorgit Yaylasının asıl ismi Gelgit Yaylasıdır. Haziran ayında bölgede bulunan büyük sinekler hem hayvanlara, hem de insanlara rahat vermediklerinden, köylüler kısa bir süre konakladıklarından yayla bu ismi almış.




Buradaki yayla evinde çayımızı içip, soluklandıktan sonra tekrar yürüyüşümüze dik bir yamacı tırmanarak başladık. Yaklaşık dört saat süren ve içerisinde 40 dolambaç adı verilen ama aslında bizce 130’dan fazla dolambacı olan zorlu bir parkuru tamamlarken, halı gibi serilen çiçekler, gürül gürül akan dereler bize eşlik etti. Sanırım en güzel kısmı da dolambaçları tırmanırken, karşı dağdan bize selam veren Şrata gölleri idi. Her bir dolambaç sonrasında dönüp selam veriyor ve enerjimizi alıp tekrar yola koyuluyorduk.

Dolambaçları tamamladıktan sonra, dik yamaçların tepe noktası olan ve 2950 rakıma sahip Ciskara’ya (geçit, kapı) geldik. Dağın diğer tarafına geçtiğimizde bizlere merhaba diyen mükemmel bir manzarayı görünce yorgunluğumuz bir an olsun uçup gitti. Bulunduğumuz noktadan, Çikunet yaylasını görebiliyorduk. 



Dinlendikten sonra dağın dik taşlı yamaçlarından bizi Lekoban yaylasına ulaştıracak servisimizle buluşacağımız yere doğru tekrar yola koyulduk. Servise bindikten sonra yaklaşık yarım saatlik zorlu bir araç yolculuğu ile 2600 metrede bulunan Lekoban (Kayalar) yaylasındaki Lekoban Macahel Yayla evine ulaştık. Üç kişilik odalardan oluşan bu şirin yayla evinde hemen kendimizi duşa attıktan sonra, şömine başında güzel bir akşam yemeği eşliğinde muhabbete dalıp, Fiko'nun eşsiz bilmecelerine cevap vermeye çalıştık.

Yazı ve Fotoğrafların Her Hakkı Volkan EKİNCİ ve KHBAG'a aittir.