4 Kasım 2014 Salı

O kadar yürekten çağırma beni, bir gece ansızın gelebilirim


Hani baktığınızda hiç de akılvari birşey değildi benim yaptığım. Sadece 1 gece kalmak için Ankara'dan teee Rize Çamlıhemşin'in hiç bilmediğim bir köyündeki dağ evine gidecektim. Neyse ki tutku duyduğumuz şeyler her zaman akıl gerektirmiyor. Rize yolculuğum da zaten Fırtına Deresi gibi coşan duygularımın esiri olup aldığım uçak bileti ile netleşti.

Endemic arkadaşlarım Alp ve Osman'a (http://endemictours.com/) mesaj atıp, "dayanamıyorum yetti artık Çamlıhemşin'e gitmem lazım" dediğimde pek de şaşırmadılar. Benden beklenesi bir davranıştı bu, onlar da olaya fazla takılmayıp bana yer önerilerinde bulunmaya başladılar. Mevsim itibarı ile pekçok yer kapanmak üzereydi. Neyse ki Meydan Köyü'ndeki İbrahim Abi ve Fatma Abla'nın Goboca Dağ Evi (http://www.gobocadagevi.com/) açıktı, yerim ayırtılmıştı bile.



18 Ekim'de orada olacaktım. Lakin, gel gör ki benim gibi doğumu için bile 9 ay bekleyememiş bir insan 18'ine kadar nasıl beklesindi ki...Arada bir iki kere İbrahim abiyi aradım konuştuk.

- İbrahim Abi bakın geliyorum, açıksınız di mi o tarihte?
- Evet açuğuz
- Peki abi ben nasıl gelicem oraya, taksi falan mı?
- Evet Çamlıhemşin'den vardur taksiler, getururlar senu buraya
- E abi dönüşü nasıl yapıcaz, ya yağarsa, taksi gelir mi ki?
- Dönersun bir şekilde, olmadu biz indiririz. Ya da kalursun gitmezsun burada (nuktedan bir şekilde)
- Amin Abi :) valla ben de isterim de işte iş güç çocuk kem ve küm...

Neyse bu obsesifliğimi de rahatlatıp, dinlediğim Karadeniz şarkıları ile havaya girdikçe, gündelik akan hayat bir arka plan rengine bürünmüştü. Dertlendirecek birşey olsa, aman Karadeniz'e gidiyom zaten türünden hülyalara dalmalarla pek de takmadım olanları sanırsam.

Yattık kalktık yattık kalktık uçuş günü geldi :p :) Gideceğim yeri ekibimizdeki herkese söylememiştim. Dedim varınca oradan mesaj atıcam. Gel gör ki ben gizli iş falan yapamam arkadaş. Havaalanında görmediğim arkadaşları görüp, ekipten biriyle çay içerken dedim nereye gideceğimi.
Herşeyi bir sırt çantasına sığmış bir yolcunun rahatlığı ile Trabzona inince hiiiç beklemeden Havaş'ı buldum hemen. İstikamet, Pazar. Yaklaşık 1,5-2 saat sonra Pazar'daydım. İş Bankası'nın karşısından Çamlıhemşin-Ayder dolmuşları kalkar demişti İbrahim Abi. Elimle koymuş gibi bulup 15 dakika sonra da hareket etmiştim bile. Kulağımda Karadeniz şarkıları yollarda çay bahçeleri, koca koca ağaçlar, solumda Fırtına Deresi. Bildiğim ve sevdiğim yerlerden geçerken içim kıpır kıpırdı. Yüzümde sürekli bir gülümseme. Zamanın farkında bile değilim.

Çamlıhemşin'e gelince hemen bir taksiye atlamadım. Aklımda Konaklar mahallesindeki Livera'yı ziyaret etmek ve Moyy Cafe'de bir kahve içmek vardı çünkü.

Livera'da çok sevdiğim Kaçkar'larda Bulut Olsam kitabının yazarı Uğur Biryol'u bulmak şans oldu. Kitabını ve çok sevdiğim Selim Tarım'ın (http://selimtarim.net/) albümünü aldım oradan. Kısa sohbet ettik, kitabını imzalattım ki "her daim Kaçkar'larda bulut olasın" diye yazması beni ziyadesi ile mutlu etti tabii :)

Peşime takılan şirin bir sokak köpeğinin eşliğinde 1 km kadar aşağı yürüyüp Moyy Cafe'ye geçtim. İçeri "ben geldiiiiim" diye girmemek için kendimi zor tuttum. Ha yani ben her gelişimde buraya muhakkak uğrarım, hala beni bi tanımıyolar :p :D Fırtına Deresi kenarındaki bu butik cafe'de kahve içmezsem Karadeniz eksik kalır bende :)

Uzun yol yapmış bünyem hadi yemek yesene artık dediğinden, ne varsa getirseniz tadında bir ricada bulunup, çok sevdiğim dere manzarası karşısına oturdum.

Mis gibi muhlama, karalahana sarması, mısır ekmeği geldiğinde hemen yemeyip ekibe nispet fotosunu da yolladım ki rahat rahat yiyeyim :p Neyse ki ekip arkadaşlarım düzgün insanlar da gaza gelmeyip benim adıma çok sevindiler :D

Yemek üstü kahve, Çamlıhemşin'de kısa bir yürüyüş (zaten Çamlıhemşin kısa bi yer) sonrası 4x4 bir araçla Zilkale üzerinden yaklaşık 40 dakika yol giderek Goboca'ya ulaştık. Hafif yağmur başlamıştı. İbrahim abi karşıladı beni. Dedim hemen eşyaları koyup dışarı çıkayım. Uyardı beni dikkat ormana falan dalma :)

Pansiyonda kimse olmaz derken benden başka 4 kişi daha varmış meğer, fotoğrafçılarmış. Ben eşyaları koyup çıkarken onlar içeri giriyorlardı. Selamlaştık, en sonuncusu ile şöyle bir aşinalık hissettim, tanıyorum yahu diye kafamdan geçirdim.

Bir ağaç altına sığındım, yağmur hızlanmıştı. Aşağıda Fırtına Deresi'ne hafif sis inmiş, karşımda türlü renklerli ile ağaçlar vardı. Tıpır tıpır yağmuru dinledim dakikalarca.


Hava soğumaya ve kararmaya başlamıştı. İçeri girdim ben de. Verandada diğer misafirlerle tanıştık. Yanılmamışım, onlar da Ankara'danmış. Üstelik ortak arkadaşımız var falan. Hatta aynı uçakta gelmişiz, onlar araba kiralamış. Tesadüfün bu kadarı, dedim ya ben gizli bi iş yapamam arkadaş :D
Gece Sait, Önder, İlkar ve Cemal Beyler, İbrahim Abi ve Fatma Ablalarla yerel yemekler, soba başı sohbet, sayısız çay eşliğinde geçti. 


Yağmur hızını kesmeden yağdı durdu. Haberler kar geleceğini söylüyordu. Pansiyonda kalan diğer ekip sabah çok erken çıkıp ayrılırız diyorlardı. Başka yaylalara geçeceklerdi. Sabaha kadar ara ara uyandığımda yağmur tıpırtılarını duyuyordum. Karadenizdeydim işte. Hala bir rüya gibiydi.
Sabah bir mide ağrısı uyandırdı beni. Pencereden baktığımda diğer ekibin halen gitmediğini gördüm. Meğer bir gün daha kalma kararı almışlar burada.Verandada manzarayı seyretmek ve birşeyler yazmak istiyordum. Müziğimi ve battaniyeyi alıp çıktım. Doğa öyle güzeldi ki, dakikalar içinde fon değişiyordu. Tam da sevdiğim gibi.




Saatler ilerliyordu ama hava da coşmuştu. Yolda kalma ihtimali kaygılandırıyordu. Biraz erken de olsa taksi çağırdık. Neredeyse 1 saatte geldi. Dönüş yoluna düşmüş kaya parçaları, içinden geçtiğimiz taşmış dere Karadeniz'in hırçın yüzünü gösteriyordu. Çamlıhemşin'e geldiğimizde, Fırtına Deresi debisi iyice artmış şekilde çağlamaktaydı.


Minibüs, ardından Ardeşen'den otobüs, Trabzon'a varış. Trabzon da yağmurlu idi. Tadı damağımda kalan bu kaçamaktan beni yağmurla uğurluyordu. Uçağa yürürken kafamı gökyüzüne kaldırıp yüzüme düşen damlalara teşekkür ettim. Tam da kendisi gibiydi Karadeniz, başı yağmurlu yüreği sevdalı...

Yazı ve Fotoğrafların Her Hakkı Esra Taner ve K.H.B.A.G.'a aittir.