3 Mart 2014 Pazartesi

Kıtaları Koşarak Geçtik

Kıtaları Koşarak Geçtik 


www.istanbulmarathon.org/tr adresinden kaydımı yapıp, gruba “Bu seneki İstanbul Maratonu 15 km. kategorisi için kaydımı yaptırdım, ilgilenenlere duyurulur” mesajını atmamla, KHBAG’ın ilk maraton macerası da başlamış oldu. Her ne kadar “Acaba zor mu olur? Niye 15 km.? 10 km.'ye katılsak ya” gibi bazı çatlak sesler çıksa da  “olabilir, ya ben de geleyim” nidaları arasında, bir de baktık ki sayımız sekizi bulmuş.



O sıralarda doğacak yeğenime isim bulma konusunda gruptan yardım istemem, sevgili yeğenimin tam da 17 Kasım’da yapılacak Maraton’a yakın bir tarihte doğacağını fark etmeme ve “Arkadaşlar! Kardeşim ve ben ailemize yeni katılacak bebeğimizin sporu ve doğayı seven, aktif biri olmasını istiyoruz. Bu maratonu onun adına yaptıracağımız tişörtleri giyerek koşmaya ne dersiniz? Belli mi olur? Bakarsınız yeğenim ileride ünlü bir maratoncu olur, biz de bu tişörtlere bakarak ahh ahh bu çocuğun iyi bir sporcu olması için koşmuştuk deyip başarısından kendimize pay biçeriz. Bu bebek hepimizin!” şeklinde bir mesaj atmama neden oldu. Teklifim grubun “evet, tabii ki” “Ben iki tişört istiyorum. Maraton öncesi L, maraton sonrası M” esprileri ile karşılandı. Sevgili yeğenime grubumuzun da önerdiği isimlerden olan Ali Doruk adının verilmesi ise bendeki onun artık sadece iyi bir maratoncu değil aynı zamanda başarılı bir dağcı olacağı inancını pekiştirerek “ahan da buraya yazıyorum, bu çocuk Everest’e bile çıkar” dedirtti.

Sinan’ın “Maraton komitesinin hazırladığı tişörtleri giyme zorunluluğu yok mu” sorusuna benim “Geçen sene katılan arkadaşlarla konuştum. Sadece verilen göğüs numaralarını ve çipleri takmak zorundaymışız” cevabım üzerine grupta maratona katılım konusunda ilk tereddüt yaşandı.
“- Çip ne ya? Ne çipi?
- Hakikaten ne çipi? Nereye takıyorlar bu çipi? Çip mip taktırmam ben.
- Hem 15 km. koşacağım hem çipi bana takacaklar. Olur mu hiç?” yorumları bu eğlenceli tiplerin çipten ne anladığı sorusunu sormama neden oldu. Hay sormaz olaydım.
“- ÇİP = Çok İri Patlıcan değil mi?
- Aman öyleyse takmasınlar.
- Belki de bu çip takılınca koşabileceğiz 15 km. Bir anda vınnnnn.
- 42 km. için de MİP takıyorlarmış.
- Ya sorma iyi ki 42 km'ye katılmadık.
- MİP olunca Mega oluyor çünkü. GİP'i düşünmek bile istemiyorum.”

 Tam bu sıralarda televizyonlarda rezonans nedeni ile köprüden geçişin gruplar halinde yapılacağının duyurulması grupta hafif bir endişeye neden olduysa da çabuk atlatıldı.
“- Hay Allah. Bu rezonans bizi geciktirecek.
- O köprü bu sene yıkılır!
- Yıkılacaksa biz yıkalım madem.
- Bizim enerjimize köprü mü dayanır.”

Aramızda maraton köprü geçiş planı yapanlar da yok değildi. “Köprünün 250. m’sinde sağda kokoreççi olacakmış. İlk durağımız orası. İkinci durağımız köprü çıkışı soldaki balık ekmekçi.”

Ben İstanbul’da yeğenimin Dünya üzerindeki ilk günlerinin tadını çıkarırken gelme günü çatan arkadaşlarımla sözleştiğimiz üzere Boğaz’da kahvaltı için buluştuk. Kendilerini biraz gergin buldum. Kısa bir gözlem sonucu sadece, bir gün öncesinden mesaj atarak beni bilgilendiren! Özlem ve Murat’ın değil, diğer bir kısım grup üyesinin de maratona katılım konusunda tereddütleri olduğu anlaşıldı. “Eee, kem, küm, ya Yelda biz niye maratona katılıyoruz? Bize ne bize ne, biz koşmayacağız” gibi Hamuki’nin deyimiyle tatlı bir korkuyla dile getirilen tereddütler tarafımca bertaraf edilerek koşmaya değilse de yürümeye ikna edilen grup, içinde tişört, göğüs numarası ve çiplerin yer aldığı çantaları almak üzere Fuar Alanı’na yani Sinan Erdem Spor Salonu’na yollandılar.




Beşiktaş’ta Ali Doruk tişörtlerinin basılmasını beklerken arkadaşlarımın yoğun trafik içinde birkaç vasıta değiştirerek Fuar Alanına ve sonrasında Taksim’e ulaşma çabaları sonucu bitap düştüğü haberi ulaştı. Gerçi daha sonra Fuar Alanı’nda çekilen bazı fotoğrafların ortaya çıkmasıyla olayın biraz abartıldığı ve aslında bu eziyete değdiği anlaşıldı.

Günü, ertesi sabah adına 15 km. koşulacak velete bir merhaba deyip beraber fotoğraf çektirmeden bitirmek olmazdı tabii. Dolayısıyla bir ziyaret de Ali Doruk’a yapıldı.



Beklenen gün gelip çattığında saat 07:00-07:30 arası Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi önünden kalkacak belediye otobüslerine yetişmek üzere erkenden kalkan grubumuz Ali Doruk tişörtleri üzerine göğüs numaralarını iğneledi. Simit ve poğaçalar ellerimizde Boğaziçi Köprüsü’nün Anadolu yakasındaki maraton başlangıç noktasına gitmek üzere yola çıktık. Başlangıç noktası çeşitli vakıf, dernek veya şirketler adına koşmak üzere farklı kostümlerle veya “koşmayı da sizden öğrenecek değiliz” gibi mesajlar içeren tişörtler ile gelenlerle bir karnaval görünümündeydi. 

  

Çipleri ayakkabılarımıza bağlayarak biz 15 km. koşucuları 42 km. maratoncularıyla birlikte, daha gerimizde 10 km. koşucuları ve onların da gerisinde 8 km. halk yürüyüşçüleri alandaki yerlerini aldılar. 

Ve 09:00’da start verildi. O da ne? Nihan’ın “çok şaşırdım ya herkes koşuyor” serzenişleriyle arkadan gelen kalabalığın ayakları altında kalmamak için en azından köprünün koşularak geçilmesi gerektiği anlaşıldı. 

Köprü geçildikten sonra grup rahatlamıştır ama bu sefer de Hamuki kayıptır. Maratondan önce “abi çok kilo aldım, dizlerim rahatsız ben koşamayacağım” diyen arkadaşımız ortalarda gözükmemektedir.  Endişe içindeki grup biraz sonra Hamuki’den gelen telefonla rahatlamış ama bir o kadar da şaşkınlığa uğramıştır.  Telefonda “Nerdesiniz yaf? İlk su ve sünger istasyonunda sizi bekliyorum” diyen Hamuki rüzgar olup uçmuştur.

Boğaziçi Köprüsü’nden sonra Barbaros Bulvarı üzerinden Beşiktaş’a, oradan Dolmabahçe üzerinden Karaköy’e, Galata Köprüsü üzerinden Haliç boyunca Balat’a ulaşan ve buradan geri dönülerek Eminönü’nde İstanbul Ticaret Üniversitesi karşısında son bulan, trafiğe tamamen kapalı ve büyük bölümü tarihi doku içindeki parkur boyunca dünyanın en güzel manzaralarına da şahit olunuyor. 







Grubumuzun maratona katılan tüm üyeleri bahse konu parkur boyunca Türk’ü, Amerikalısı, Japon'u ile tüm dünyadan katılımcılar, yolun her iki kıyısında alkışlayarak veya bando-mızıkaları ile tempo tutanların destekleriyle neşe içinde kah yürüyüp kah koşarak maratonu bitirdi ve hatıra madalyalarını aldı.


İstanbul’a gelip de vapura binmeden olmaz dedik ve günün geri kalanını vapurda ağrıyan ayaklarımızı dinlendirerek sohbet muhabbet içinde geçirdik. 


Akşam otobüsle Ankara’ya dönüş öncesi grup tatlı bir yorgunluk içindeydi.  Her ne kadar yandaki fotoğraf "grup perişan" adıyla paylaşılmışsa da gelen yorumlar grubun muhteşem olduğu yönündeydi.

Dünyanın kıtalar arasında koşulan bu tek maratonuna siz de katılın diyor ve sizleri çok yakında blogumuzda yayınlanacak Runtalya maceralarımızı da okumaya davet ediyorum.



Kalın sağlıcakla…


Yazı, Video ve Fotoğrafların Her Hakkı Yelda Ayhan ve K.H.B.A.G. na aittir.