10 Mart 2014 Pazartesi

Boşver Kaçıncı Kilometrede Olduğunu Sadece Koş !

Aylar öncesinden planladığımız bir gezi… Asıl amaç Runtalya maratonunu koşmak…

Antalya’da otobüsten inmemizle maceranın başlaması bir oldu… Çantalarımızı gören bir adam yaklaştı ve aramızda şöyle bir diyalog gelişti:

- Siz yürüyüşe mi geldiniz? Evet evet yürüyüşe geldiniz siz. Ne tarafa?
- Olympos
- Hmmm nereyi yürüyeceksiniz orada?
- Bakacaz
- Bakacaksınız !? Gelidonya Feneri’ne gidin
- Gittik oraya biz
- Hııı… şey… oldu o zaman… Kartımı vereyim ben size, takılırsanız arayın.

Kartına bakınca anladık ki ukala ukala cevap verdiğimiz adam meğerse Antalya Doğa Sporları Kulübü Başkanı’ymış :)

Kiraladığımız arabayla Olympos'a vardık. Ağaç evlere yerleştik...


Kahvaltı sonrası doğru Antik Kent’i görmeye...




Ardından bomboş sahilde, dalgaların söylediği ninniyle uyuklama…












Karayip korsanlarının restoranını pas geçip, vahşi köpeklerle dolu başka bir restoranda yemek yeme ve otele geri dönüş…
Yalnız bu köpekten 3 tane olduğunu düşünün...

Akşam yemeğinden sonra da üç kişi Yanartaş’a yol aldık, girişteki görevlinin 7-8 dakikada çıkarsınız demesiyle gaza gelen üç kafadar başladık merdivenleri tırmanmaya (merdiven tırmanılır mı demeyin bu merdivenlere tırmanılıyor). Bir yandan bizden başka kimsenin olmaması, bir yandan o 7-8 dakikanın 20 dakikayı bulmasıyla hafif bir tırsma yaşarken ilk alevleri gördük ve sevinç gözyaşları içinde başladık fotoğraf çekmeye…


Ertesi gün rota Adrasan… Biz gittik oraya ama orası orada değil J  Adrasan madrasan yok… Yani demek istediğim ölü sezon olduğu için kimsecikler yok Adrasan’da… Açık olan tek bir kafe var oraya girdik ve:

-          Açık mısınız?
-          Ne olarak?
-          -----------
-          -----------
-          Çay- kahve olarak?
-          Valla abi çayı yeni demledim, isterseniz çay var.
-          Başka bir şey yok mu?
-          Yok
-          Peki arkadaşlar da gelsin bi bakalım
-          Arkadaşlar dediğiniz şu sabah gelip de kahvaltı isteyen 3 kişi mi? (ses tonundaki serzenişi yazıda anlatamam ama anladınız siz onu)
-          Yok yok değil.

Hızlı adımlarla oradan uzaklaştık ve sahilde ikinci klibimizi çektik. Konusu Runtalya Maratonu’nda koşmazsak Yelda bize neler yapar… (ilk klip Kars’a giderken doğu ekspresinde çekilmişti. Bunları tabi ki burada yayınlamıyoruz, belki ileride… )

Adrasan’dan ayrılmadan bir portakal bahçesine daldık…şey… eee…. uğradık uğradık… Hatta bahçenin sahibi amca ve teyze ile tanışıp, sohbet ettik… Teyze sağolsun bize dalından portakal ve limon da ikram etti.

Hayalet şehirden dönüşe geçmeden, uzun uğraşlar sonucunda bulduğumuz gözlemecide biraz dinlenip, karnımızı doyurduk.

  

Kaldığımız ağaç evlerin restoranında da vahşi (!) bir kara kedi vardı ki sormayın… Orada oturduğumuz süre boyunca kucağımızdan inmek bilmedi…  
Ya o horoza ne demeli ! Arkadaşım sabah maraton koşacağız, bu kadar erken ötülür mü… Normal bi horoz gibi ötse neyse… Volkan’a keselim şunu dedim ama aldığım cevap ……….. hiç…. uyuyor… uyuyabiliyor…


  


Ve Maraton günü, geldi çattı. Sabah erkenden arabayla Antalya’ya gidip, çantalarımızı bizim için şehrin bir ucundan alan Yelda ve Sinan’la Cam Piramit’te buluştuk ve maraton ekibini tamamlamış olduk.



Bu noktada sözü Sinan'a bırakalım, bakalım buluşma anına kadar neler yaşamışlar:


" Tabi buraya kadar yazılanlar, perşembeden yola çıkıp, cuma - cumartesi Olimpos ve çevresinde keyif yapan, son dakikada maratona katılayım mı katılmayayım mı diye, atamam kendimi denize diyerek videolar çeken KHBAG üyelerinin yazdıkları... Bir de madalyonun diğer yüzü var.

Cuma günü gece yarılarına kadar çalışıp sabah erkenden yollara koyulan 8'de kalkması gereken uçakları 9'da kalkan ve ancak 10 gibi Antalya havaalanında olabilen, içi dışı maraton aşkı ile yanana KHBAG'lılar var. Bizim kaldığımız misafirhaneye yerleşmemiz saat 13'ü buldu maalesef, buradan çıkıp maratona katılmak için gerekli olan belgeleri almaya Antalya'nın bir ucuna gitmek zorunda kaldık. Belediye otobüsü ile 1 saatlik bir yolculuk sonucu maratonun sponsorlarından olan bir AVM'de bulduk kendimizi. En alt katta kendimin ve Olimpos'ta keyif yapan 5 arkadaşın göğüs numaralarını aldım. Göğüs numaralarını gösterip bunlara ait chipleri aldım sonradan, tabi bu iş tek kişi olunca basit ve hızlı olur ama 6 kişi olunca vakit alıyor. Bu chip geçen Avrasya maratonunda da çok konuşulmuştu, takarsın takmam geyikleri döndü durdu. Sonunda öğrendik ki bu chip sizin koşunuzu belgeliyor. Start finish ve aradaki bazı noktalara yerleştirilen sensörler ile yarışta belirlenen güzergahta koştuğunuz tespit ediliyor. 




Anlayacağınız önemli bir şey bu chip, hele hele dereceye koşuyorsanız chipiniz mutlaka olmalı. AVM'de böyle bir eşya dağıtımı yapılınca sizi alt kattan üst kata dolandırıp duruyorlar. Chipi alınca tişört ve çanta için en üst kata çıkıyoruz. Çanta ve Tişört Avrasya'da verilenlere göre daha şık. Tişörtleri göğüs numaraları ile eşleştirip çantalarına koyuyoruz.


Bu saate kadar pek bir şey yiyemedik, anlayacağınız açız. Bu tür organizasyonlarda bir de makarna partisi oluyor. Makarna partisinin oklarını takip ederek makarnaların bulunduğu masalara geliyoruz. O kadar acıkmışım ki birkaç tabak makarnayı mideye indiriyorum. Şimdi artık Antalya'yı gezebiliriz. Ankara'dan geldiğimiz ekipte 42 km koşacak 3, 21 km yarı maraton koşacak bir arkadaş var. Onların önerisi ile sabah 6'da kahvaltı masasına oturuyoruz; yağ, bal, tahin, pekmez, peynir derken çok sıkı bir kahvaltı yapıyoruz. Koşmaya başlamadan 2 saat önce yemeği kesmemiz konusunda uyarılıyoruz. Kahvaltı sonrası maratonun başlayacağı Piramide doğru ilerliyoruz, bizim Olimpos ekibi hala ortada yok. Startın olduğu yer çok kalabalık cep telefonları kullanım dışı. Zar zor Sertaç'ın telefonunu düşürüyorum ve konuşmaya başlıyoruz, neredeyiz nerede bulaşacağız derken sesin çok yakından geldiğini fark ediyorum ve Sertaç ile tabiri caiz ise burun buruna geliyoruz. Emanetlerini verip göğüs numralarımızı göğsümüze takarak start çizgisine gidiyoruz. Maratoncular bizden 15 dk önce başlıyor koşmaya biz 10 km koşacaklar diğer tabirle fasülye maratoncular 09:15'te koşmaya başlıyoruz. Koşu eğlenceli ve rengarenk. Her milletten insan var, şirketinin forması ile koşanlar, yardım için koşanlar, sesini duyurmak için koşanlar, bizim gibi spor olsun diye koşanlar, binlerce insan sel gibi akıyor. Yavaş tempo ile koşarak bir saatten biraz daha uzun bir sürede bitiriyor bizim ekip maratonu..."




09:15’te başlayan koşuyu hepimiz “ilk 3’e girerek” bitirdik, biraz sıkıştık ama olsun :)


Koşu esnasında gördüğüm bir reklam tabelasında dikkatimi çeken bir söz vardı, bizim ekibin felsefesine de uyan bir söz:

“Boşver kaçıncı kilometrede olduğunu sadece koş”