2 Haziran 2014 Pazartesi

KHBAG CAPON BAÇÇESİNDE



Kırşehir’in Kaman ilçesinde Japon Bahçesi var, gitsek mi diye sordu bir KHBAG’lı. Gezme olur da KHBAG “hayır” der mi ? Doluştuk arabalara. Şarkılar,şakalar, gülüşmeler, olmazsa olmazımız Resul Dündar’dan “Yağarsa Yağmur Yağar” türküsü eşliğinde vardık Japon Bahçesi’ne. Bahçeden önce, Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi’ni geziyoruz. Müzenin girişindeki tanıtım kısmı hepimizin ilgisini çekiyor. Plazma ekranın karşısındaki sıralara oturuyoruz. Birden bir kadın silüeti beliriyor. Ve başlıyor bize müze hakkında bilgi vermeye. 




Höyükteki kazılar 1986 yılından bu yana Sachihiro Omura başkanlığında, Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi ve Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü adına yapılıyormuş.

Kazılarda 4 uygarlık katı ve bu katlara ait evreler ve çok sayıda yapı katı ortaya çıkarılmış. Bu dört uygarlık katı, yeniden eskiye doğru şu şekilde sıralanıyor:

I. kat - Osmanlı Dönemi (MS 14. – 17. Yüzyıllar)

II. kat - Demir Çağı – Frig Dönemi (MÖ 12. yüzyıl – 4. yüzyıl ikinci yarı)

IIa – MÖ 7. yüzyılın ikinci yarısı – MÖ 4. yüzyılın ikinci yarısı[5] (Helenistik Dönem)

IIb – MÖ 7. yüzyılın birinci yarısı

IIc – MÖ 8. yüzyıl

IId – MÖ 11. yüzyıl – MÖ 9. yüzyıl (Karbon-14)

III. kat - Orta Tunç Çağı ve Geç Tunç Çağı (MÖ 20. – 12. yüzyıllar)

IIIa – Hitit İmparatorluğu

IIIb – Eski Hitit

IIIc - Asur Ticaret Kolonileri Çağı

IV. kat - Erken Tunç Çağı (MÖ 3. binyıl)




 



Anadolu’nun uçsuz bozkırının ortasında bir cennet ancak bir hayal olabilir. Ama değil! Japonya dışındaki en büyük Japon Bahçesi Kırşehir’de.  Burası bozkırın ortasında bir vaha. Adeta cennetten kopma bir parça. Kuruluş hikayesi de çok ilginç:



Kırşehir'in Kaman ilçesi Çağırhan köyüne 80’li yıllarda arkeolojik kazı yapmak için bir Japon grubu gelir. Japon arkeologların ilk çalışmasıdır bu. Kalehöyük’ün kazılmasına girişilir. Eski Anadolu Medeniyetleri’ne ait pek çok bulguya rastlanır. Elde edilen bulgular Japonya’da büyük sevinç yaratır. Japon arkeologlar bir tören düzenlerler. Bunun şerefine de kültürlerinin vazgeçilmez simgesi Japon Bahçesi’ni kurmaya karar verirler. Türk Hükümeti de projeyi destekler. Kısa zamanda bahçenin kurulması için çalışmalara başlanır. Japon inceliği olarak da mümkün olduğunca Türk iş gücü ve malzemeleri kullanılır. Bahçe, Türkiye ile Japonya arasındaki kültürel ilişkileri geliştirecek ve çevrede yaşayanlara dinleme alanı yaratacak şekilde düzenlenir. Japon Bahçesi’ne Kalehöyük’ü o sıralarda ziyarete gelen Japonya Prensi Takahito Mikasa’nın adı verilir. Japon Bahçesi, Mikanasonomiya Anı Bahçesi olur. 


İşte Japon Bahçesinin özellikleri:

Mikanasonomiya Bahçesi’nin ortasında öncelikle Budist evrenin merkezinde yer alan sembolik Sumeru Dağı’nın minyatür taklidi.

Dağın içinden de akan mini çağlayan. Dağın çevresinde de hırçın fırtınalara açık okyanus kayalıklarının benzeri.

Cennetin çevresi 14 bin bodur bitki ve 3 bine yakın ağaçla bezeli. Türkiye’nin dört bir yanından getirilen bitkilerin yanı sıra Japonya’ya has çeşitler de yer alıyor.

Budist tapınağı

Japon Bahçeleri M.Ö. 620 yılında Budist hamisi Sa-ga-no-Umako’nun sarayında düzenlenen bahçeye dayanan köklü bir geçmişe sahip.



Sekitoroo adı verilen taş kemer. Orjinali Çin’den Kore’ye sonra da Budizm ile Japonya’ya gelmiş ve tapınaklara adak olarak konmuş.



Sekitoo denilen bir taş kule bulunuyor.




Kule üst üste konan ve üzerinde dinsel temalı kabartma ve yazılarla süsleniyor. Azumaya (Doğu’daki Ev) adı verilen çay törenlerine ayrılan bir mekan bulunuyor. Bizim çardaklara benziyor. 


Kıştan çıkıp çiçekleriyle yeşillikleriyle güneşiyle bahara kavuşmuş olmanın verdiği sevinç ve coşkuyla, Japon Bahçesinin çimlerinde yatıp yuvarlanıyoruz. Türlü çeşitli komiklikler yapıp fotoğraflar çekiniyoruz.  Hani ne derler, çocuklar gibi şeniz. =)

 
 









Mangal yapalım-yapmayalım tartışmaları olmuştu aslında geziyi planlarken. Bir kısım mangal yapalım istemişti, bir kısım da “amaaaan ne uğraşçaz mangalla, lokanta restoran bir yer bulup orada yiyelim işte” demişti. Japon Bahçesinden çıkarken mangal yapmaya karar verilmişti. Önce Kaman’ın merkezine gidip alışveriş yapalım dedik. Kaman demek, ceviz demekmiş sevgili okur. Kilo kilo ceviz alıyoruz. Sonra da mangal malzemesi. Ve, Hirfanlı Barajı Gölü’ne doğru yola koyuluyoruz. Gölün girişinde “Plaj 10 metre sonra” “Yüzerken dikkatli olun” filan gibi uyarı levhaları vardı. Güldüm bunları görünce. “Plaj mı ? Kırşehir’de plaj ne arar yaaa” dedim içimden. Ve fakat, arabadan indiğimizde hakkaten de gölden ziyade deniz büyüklüğünde bir su kütlesi ve hakkaten de kumlarıyla filan bildiğin plaj karşıladı bizleri. Hirfanlı Baraj Gölü’nde, son yıllarda bulunan en yüksek su kuşu sayısı 133.809 imiş. 2004 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Hirfanlı Barajı’nın büyük bir bölümünü kapsayan alan, turizm merkezi olarak ilan edilmiş. Ayrıca gölün belirli bir alanında rafting federasyonları, gençlik kampları, üniversiteler ve eğitim merkezleri tarafından su altı sporları, yelken, kürek, kano gibi faaliyetler de düzenleniyormuş.




Plajın kenarında da oturma yerleri vardı. Oturma yerlerinin yanında da mangal yapılacak yerler.  Bazı KHBAG’lılar mangal yapmaya başlarken, bazıları salata yaptılar. 


Sonra da kimimiz 5’lik simit misali göle nazır yatarken, kimimiz de kızlara karşı erkekler şeklinde  “yakan top”, voleybol oynadık. Erkeklerin mızıkçılıklarına rağmen kızlar grubunun gayet iyi bir performans sergiledikleri gözlerden kaçmadı.  



 
Yedik, içtik, güldük, oynadık. İp bile atladık. Yine KHBAG’ın olmazsa olmazı olan adetimizi yerine getirdik. Resul Dindar’ın “Yağmur”u eşliğinde, hocaların hocası Murat’ın yönetiminde horon teptik. 


Yaz için, en yakın kaçamak noktası olarak burayı işaretleyip geri dönüş yoluna koyulduk.