14 Nisan 2014 Pazartesi

Yenice Ormanları KHBAG'dan Sorulur.... :)

Yenice ormanlarına "hadi bu sene gidelim", "hadi önümüzdeki ilkbaharda gidelim" derken, meğer ilk konuştuğumuzun üzerinden iki sene geçmiş. Bu sefer karar verdiğimizde bile mevsim olarak geç kaldığımızı biliyorduk. Buna rağmen, Kendi Halinde Bir Aksiyon Grubunu (KHBAG) tutabilene aşk olsun. Kafamıza bir kez koyduk mu illa gideceğiz, illa göreceğiz.


Fazla zamanımız olmadığından, sadece hafta sonu için gideceğimizden, hızla grup içi keşif çalışmaları başlatıldı. İlk kez gittiğimiz için nerede kalacağız? Kamp mı yapacağız? Güvenli olur mu?  Ne yeriz, ne içeriz? Nerelerde trek yaparız? Bu sorular kısa zamanda tabi ki cevap buldu… Bizim gibi kaşiflere bunlar artık çerez. Bize, bu soruların cevaplarında daha gitmeden telefonda yardımcı olan, vardıktan sonra da bizi karşılayan ve kamp alanına kadar yerleştiren, trek yapacağımız yerlere dair önerilerde bulunan Yenice’nin yerlisi Aşkın Uzunkara’ya çok teşekkür ederiz.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı'na göre (WWF), Avrupa'da biyolojik çeşitlilik bakımından korunması gereken 100 sıcak noktadan biri de Yenice Ormanları'ymış. Arazi yapısı Batı Karadeniz Bölgesi'nin karakteristik özelliklerini taşıyan ilçenin doğal yapısı, özgün bitki örtüsü ve yaban hayat açısından önemli bir çeşitlilik içeriyor. İlçeye hayat veren, Araç ve Soğanlı Çaylarının birleşmesiyle oluşan Yenice Irmağı, yerleşim merkezinin içinden geçerek ilçe topraklarını iki parçaya bölüyor, Filyos Irmağı adıyla Karadeniz’e dökülüyor. Bizim gittiğimiz tarihte havanın soğuk ve yağışlı olmasını bekliyorduk. Şansımıza yağmur yoktu, gündüz güneşli ve ılık, gece soğuk ve nemliydi.

Her ne kadar biz rastlamamış olsak da, bölgede geyik, karaca, ayı, domuz, sansar, kurt, tavşan gibi yaban hayvanları; çulluk, güvercin, tahtalı güvercin, alakarga, atmaca, doğan bulunmaktaymış. Daha detaylı bilgi edinebileceğiniz Yenice kitabını bu linkten izleyebilirsiniz: http://www.yenice.gov.tr/yenice-kitap/



En baştan niyetimiz olan çadır kampımızı kurmaya karar verdik. Bölgeyi tanımadığımızdan, bizden önceki hafta yağmur yağdığından ve hayvanların da yer değiştirme dönemi olmasından dolayı ormanın fazla derinlerine dalmadan, tesis imkanları da olan kent ormanında kampımızı kurmak üzere 9 kişi sabah erkenden Ankara’dan yolumuza koyulduk.

Pek öyle "araba kiralayalım, şoför tutup da midibüsle gidelim" tarzda olmadığımız için üç arabaya yükledik malzemeleri, dağıldık üçer kişi arabalara, bastık gaza. Yolunun güzel olduğunu duymuştuk ama, Karabük’ten sonra kıvrıla kıvrıla giden yola eşlik eden nehir ve tren yolu, etrafımızdaki doğanın güzelliği bizi camlara mıhlamıştı. Esas sonradan öğreniyoruz buraya tren yolculuğu ile doğanın içinden geçerek gelinmesi gerektiğini. Bizim gruba asıl uyan, bir sonraki Yenice’ye ulaşım yolumuzu da bu şekilde keşfetmiş oluyoruz. Arabayla yol aldıkça, hepimiz, tren yolunun geçtiği yerleri kıskanarak, orada olmak isteğiyle bu seferlik sadece bakakalıyoruz :)



Doğa aşığı olan K.H.B.A.G, yolda ne manzara görse durup, foto çekip üç saatlik yolculuğun hakkını vererek beş saate çıkarmayı başarıyor. Gidilen yolda toplamda geçilen 15 adet tünel keyfimize keyif katıyor, her kıvrımda karşımıza çıkan doğal güzellikler, nereye gidiyor olduğumuz fikrini bize iyice veriyordu.


Şeker Kanyonu’na yakın, kent ormanı girişinde vardıktan sonra, Patron Murat  ve ben, oranın yerlisi başka bir arkadaşın yardımıyla daha ilerilerde kamp kurabilir miyiz diye keşfe gidiyoruz. Ancak, yağmurun etkisiyle yollar yol vermeyince, daha derinlerde kamp atamayacağımızı görerek geri dönüyoruz. Dönüyoruz ama, sabah Yenice ilçe merkezindeki pazarda gördüğü cincile mantarlarını aklından bir türlü çıkaramayan Patron, yanına Hamuki'yi de alarak arabaya atlayıp doğruca pazara, mantar almaya gidiyorlar. 

Döndüklerinde, hepimiz ilk kez ayak basmanın heyecanı ile trekimize başlamak üzere o güzel ormanın içine dalıveriyoruz. Fazla vaktimiz yok, gün batmadan en hızlı şekilde fazla fazla yol kat etmemiz ve bu muhteşem doğayı hafızalarımıza kazıyabilmemiz gerekiyor, E tabi bir de gün batmadan güvenle kamp alanımıza dönmemiz de gerekiyor… =)  Yükseldikçe güzelleşen manzaralara nazır verdiğimiz molalarda etrafı çok daha iyi görünce "seneye buralar karış karış fethedile" kararları veriliyor.


Gün batmaya başladığında kamp alanımızın dibindeki Şeker Kanyonuna varıyoruz. Karanlıkta hem ürkütücü hem etkileyici bir güzelliğe sahip olan Kanyon'u ertesi gün gündüz gözüyle görmemiz gerektiğine karar veriyoruz. Kamp alanına vardığımızda gün batmış, 4 saat 30 dakikalık bir yürüyüş sonrası 13,6km yürümüştük.


 

 


Kamp alanında biraz sohbet ve burası nasıl bir yerdir şaşkınlığı sonrasında, kamplarımızın olmazsa olmazı kamp ateşimizi yakmaya koyuluyoruz. Bir yandan o kadar yürüyüş sonrası acıkan grubu doyurma çalışmaları da başlıyor. Hazırlıklar sırasında süren hoş sohbetler, eksik olmayan kahkahalar ve bundan sonra yapacaklarımıza dair planlar orman içinde yankılanıyor.

Ateş etrafına yerleştiğimizde ellerimizde tabaklarımız, ateş başına taşınmış sohbetlerimiz şaraplarımıza eşlik ediyor. Her birimizin attığı odunlar sayesinde büyüyen ateş, grubun da keyfinin büyümesinde başrolü oynuyor. .


Ateşin, içine çeken, bir araya getiren büyüsüne her zaman inanırım

Gece yarısını devirdikten epey sonra temiz orman havasının getirdiği uyku ağır basmaya başlıyor. Yarın  bu muhteşem doğaya tekrar uyanmak için birer birer çadırlarımıza çekiliyoruz. O gece bazılarımız, ilk defa kamp kurmanın ve doğada yatmanın heyecanından, bazılarımız üşüdüğünden uyuyamıyor. Bazılarımız da horul horul uyumayı başarıyor =)

Ertesi gün 10 Kasım. Ormanda olmamız, Ata'mızı anmayacağımız anlamına gelmiyor. Gece yatmadan, sabah 09:00'dan önce kalkılacağını ve 09:05'de Ata’mızı anacağımızı birbirimize hatırlatıyoruz. K.H.B.A.G olarak sabahleyin ilk yaptığımız iş, iki ağacın arasında Türk Bayrağımızı germek ve Ata’mızı anmak oluyor. O'nu, 10.11.2013 sabahı ve her daim saygıyla anıyoruz. Bu millet ona çok şey borçlu… !!!


 

Anma törenimizin ardından evimizde bile zor görebileceğimiz güzellikte kahvaltımızı hazırlamaya koyuluyoruz. Gece söndürüp güvene aldığımız ateşimizi sabah çayımızı kahvemizi yapmak için tekrar yakıyoruz. Sabah sohbetlerimiz kim uyuyabildi, kim horladı, kimin totosu açık kaldı da üşüdü şeklinde sürerken baktık ki ve fark ettik ki biz burayı terk etmek istemiyoruz !! =)

Doğaya kök salmak bu grup için çok kolay, ama kökünü geri söküp şehre dönmesi bir o kadar zulüm geliyor.

Kahvaltıdan sonra dönüşe geçmeden önce hedefimiz Şeker Kanyonu.  Gündüz burasının keşfi hepimizi ayrı büyülüyor. Kaya tırmanışı da yapılan bölgede Esra’yı anmamak mümkün değil. Esra olsa şuraya tırmanır, Esra olsa buraya da tırmanır diyerek yürüyüşe devam ederken bir de bakmışız bir girintiden kanyonun içine dalmışız. Bu mevsimde suya giremesek de, girmemek için kendimizi zor tutsak da, yakın temaslarımız olmuyor değil.





Günün büyük bir kısmını burada geçirdikten sonra, dönüşe geçmek için kamp alanına doğru yollanıyoruz. Çadırlarımızı topluyoruz, mıntıka temizliğimizi yaptıktan sonra kent ormanından ayrılıp suyun ve nemin yarattığı zengin bitki çeşitliliğinin ürünü olan anıt ağaçların bulunduğu Arboretum alanına doğru yola çıkıyoruz. Dağların kuzey yamacına denk gelen bu sık ormanın içlerinde yol aldıkça hayranlığımızı gizlemekte zorluk çekiyoruz. Bu arada, yine gün batımına doğru sık orman içleri kararmaya başlayınca "Yusuf" da bize katılıyor =))) Ayı korkusundan dolayı yüksek ses ile söylediğimiz şarkılar eşliğinde geldiğimiz yolu hızla dönerek Ankara yoluna koyuluyoruz. :(

Tez zamanda yeniden Yenice’ye dönmek üzere…


Fotoğrafların devamı için : Yenice...

Yazı ve Fotoğrafların Her Hakkı Özgür Salcan (ÖzgürCE) ve K.H.B.A.G.'a aittir.